.
karac’oğlan der ki halimiz nice
o yarin sevdası gönlümden yüce
saraydım yari bari bir gece
isterlerse kefenime sarsınlar...
üç tepe var sahanın tam dibinde. bir tanesi, en yüksek olanı cezbediyor beni. ardında kimbilir hangi diyarlar var. nasıl bir manzara bekliyor, bilemiyorum. saha çukurda kalıyor, tepelerin arasında. kimseler yok etrafta. ne bir köy var, ne de bir insan. sahadayız. duramıyorum, o cezbeden tepeye çıkma isteğime yenik düşüyorum. sahayı açarken, lokasyon hazırlarken etrafına taşlar yığmışlar. o taşlık alanı tırmanıyorum. gözüm en tepede. taşlık alan bitince bir an duraksıyorum. tepe çok gizemli duruyor. çok istiyorum tırmanmayı, ama duraksıyorum. bir tereddüt düşüyor aklıma. zemin toprak. biraz gevşek ama yer yer taşlar var. uzaktan adını bile hatırlamak istemediğim o şeye benziyor bazı taşlar. yürüyorum tedirgin. bu taşa basmalı mıyım acaba. büyük taşları tercih etmeliyim, yerinden oynatılması güç olanları. bazen öyle yerlerden geçiyorum ki toprak yumuşak, taşlar da altına birşeyler gizleyebilecek kadar büyük ve hafif. lanet ediyorum bu duyguyu yaşatanlara, insanlara bu korkuyu dayatanlara. ne olacaksa olsun diyorum. sonunda güzel bir manzaranın beni beklediğini umarak devam ediyorum. ve sonunda tepedeyim işte. dicle görünmüyor buradan, oysa görmem gerekirdi. az ileride bir tepe daha var, oraya gidersem kesin görürüm. gidiyorum, tereddüt etmeden. ve işte dicle görünüyor az da olsa, uzaktan. etrafa bakıyorum, etkileyici, her yer çöl gibi, dağ tepe her yer sapsarı. yakınlarda hiçbir köy görünmüyor. ıssız, yapayalnız kalıyor insan orada, kimsesiz. aklından en sevdikleri geçiyor, sonra kayboluyor hepsi birer birer. paylaşmak istediği bir anı yaşadığını hissediyor. kimseler yok. şu tepenin ardı batman. oraya da çıkmalı ya vakit yok. iş var, geri dönmeli. korkusuz, tereddütsüz. yalnızlığını görünce insan korkudan arınıyor. ne olacaksa olsun, ne bir kimsem var burada, ne de bana ulaşılabilecek bir telefon. ne olacaksa şimdi olsun. uzunca bir zaman geçsin üzerinden, insanlar beni hatırlamasın o süre boyunca. yavaş yavaş unutsunlar beni ve sonra birgün öğrensinler yok olduğumu. üzülmesinler öyle çok. çekip gitmiş olayım ben de. saha güzel görünüyor buradan, inceden bir rüzgar var. oturup seyretmeli. ama iş var, gitmeli artık. ustalar, petrole bulanmış makinalar, yollar, eski, döküntü barakalar, demir çubukları telle bağlayarak yapılmış tabureler, koyu çaylar, kirli tulumlar ve bir de ben, sahada iş başındayız şimdi. iş bitiyor bir süreliğine. akşam yine geleceğiz. odalarımıza dönüyoruz. şoför bir varoş mahallesinden geçiyor. orada yaşayanlar için çok uzak bu sahalar, yaptığımız işler. sadece uzaktan baktıkları yabancılarız biz. etrafı telle çevrilen herşeye yabancılar. kirli, kötü görünümlü makinalar... caddeler ve insanlar da bize yabancı. boydan boya çocuk dolu, üç-dört yaşında çocuklar yol ortasında, apartman diplerinde ama hiçbiri evinde değil. her yerden bir ses. ilginç bir hareket var bu mahallede. burası da şeytan pazarı diyor usta. ucuzdur bir de cambazdır buranın pazarcıları. ondan şeytan pazarı diyorlar. odalara çekiliyoruz. akşam, güneş batalı iki saatten fazla oluyor. yine sahaya gidilecek. yine o varoş mahallesi, yine her yer çocuk. asfalt bitiyor az sonra. toprak yol, taşlar var bir de. tepelerin ardında epiy köy varmış meğer. yine ıssız. yol bomboş, bizden başka bu yolu kullanan yok neredeyse. belki o köylüler. başka yok, olamaz. heryer karanlık. aklıma yine o tedirginlik düşüyor. şu taş ne kadar da benziyor. çukurlara özenle girmiyoruz. arabaya zarar gelmesin diye mi yoksa bize mi... düşünüyorum. sormuyorum hiç. ileride cılız bir ışık. bizim saha görünüyor. işçiler işlerini bitirmek üzereler. gündüz tırmandığım o tepe şimdi daha güzel görünüyor. vakit yok, işe koyuluyoruz. ışık çok az, olan ışık da kullanılan malzemeleri aydınlatıyor ancak. gökyüzüne bakıyorum, yıldız yok, bulutlanmış hava. geldiğimden beri tek bulut yoktu burada. bugün yağacak belli, nem var. iş bitiyor. geri dönüyoruz. bir tepenin ardında ışık yanıp sönüyor birden. neydi o derken bir tane daha, ve bir iki damla düşüyor cama. toprak kokuyor, huzur doluyor içim. yağmur hem tozu toprağı hem de içimi temizliyor. hava çok güzel. varoş mahallesinde tek bir çocuk kalmamış dışarıda. bizim burada çocuk çok. kimse de gelip çocuğunu kaçırmaz ankarada, istanbuldaki gibi. zaten herkesin yeteri kadar çocuk belası var, bir de başkasına göz dikmez yani. o yüzden salıyorlar hepsini sokağa. baksana şunlara, üç yaşında anca varlar. şimdi onlar da yok sokakta. yağmur onları da temizlemiş. yerler biraz ıslanıyor ve duruyor yağmur. düğün sesi geliyordu giderken. halen devam ediyor, işte orada. insanlar toplanmış. halaylar. geçiyoruz orayı, göremiyorum daha fazla. buranın düğünleri güzel olur, üç gün sürer, görsek de bir dursak aslında. cumadan başlar bunlar; cuma geceden, cumartesi, pazar öğleden sonraya kadar. kimisi de, parası varsa bir salon tutar, bir gecede bitirir düğünü. ama yapamıyorsan bir davul bir de zurna bulup üç gün düğün edersin böyle. cumartesi gecesi. düğün devam ediyor gerçekten. yağmur yağıyor. durmamışlar. halay çekiyorlardı geçerken yanlarından, durmadık. gelirken konuştuklarımız dönüşte iş telaşına bırakmıştı yerini. iş bitmeliydi bir an evvel. vardık atölyeye. ve iş... üçbuçuğa kadar...ve şimdi güzel bir düş görmeye geldi sıra.
üç tepe var sahanın tam dibinde. bir tanesi, en yüksek olanı cezbediyor beni. ardında kimbilir hangi diyarlar var. nasıl bir manzara bekliyor, bilemiyorum. saha çukurda kalıyor, tepelerin arasında. kimseler yok etrafta. ne bir köy var, ne de bir insan. sahadayız. duramıyorum, o cezbeden tepeye çıkma isteğime yenik düşüyorum. sahayı açarken, lokasyon hazırlarken etrafına taşlar yığmışlar. o taşlık alanı tırmanıyorum. gözüm en tepede. taşlık alan bitince bir an duraksıyorum. tepe çok gizemli duruyor. çok istiyorum tırmanmayı, ama duraksıyorum. bir tereddüt düşüyor aklıma. zemin toprak. biraz gevşek ama yer yer taşlar var. uzaktan adını bile hatırlamak istemediğim o şeye benziyor bazı taşlar. yürüyorum tedirgin. bu taşa basmalı mıyım acaba. büyük taşları tercih etmeliyim, yerinden oynatılması güç olanları. bazen öyle yerlerden geçiyorum ki toprak yumuşak, taşlar da altına birşeyler gizleyebilecek kadar büyük ve hafif. lanet ediyorum bu duyguyu yaşatanlara, insanlara bu korkuyu dayatanlara. ne olacaksa olsun diyorum. sonunda güzel bir manzaranın beni beklediğini umarak devam ediyorum. ve sonunda tepedeyim işte. dicle görünmüyor buradan, oysa görmem gerekirdi. az ileride bir tepe daha var, oraya gidersem kesin görürüm. gidiyorum, tereddüt etmeden. ve işte dicle görünüyor az da olsa, uzaktan. etrafa bakıyorum, etkileyici, her yer çöl gibi, dağ tepe her yer sapsarı. yakınlarda hiçbir köy görünmüyor. ıssız, yapayalnız kalıyor insan orada, kimsesiz. aklından en sevdikleri geçiyor, sonra kayboluyor hepsi birer birer. paylaşmak istediği bir anı yaşadığını hissediyor. kimseler yok. şu tepenin ardı batman. oraya da çıkmalı ya vakit yok. iş var, geri dönmeli. korkusuz, tereddütsüz. yalnızlığını görünce insan korkudan arınıyor. ne olacaksa olsun, ne bir kimsem var burada, ne de bana ulaşılabilecek bir telefon. ne olacaksa şimdi olsun. uzunca bir zaman geçsin üzerinden, insanlar beni hatırlamasın o süre boyunca. yavaş yavaş unutsunlar beni ve sonra birgün öğrensinler yok olduğumu. üzülmesinler öyle çok. çekip gitmiş olayım ben de. saha güzel görünüyor buradan, inceden bir rüzgar var. oturup seyretmeli. ama iş var, gitmeli artık. ustalar, petrole bulanmış makinalar, yollar, eski, döküntü barakalar, demir çubukları telle bağlayarak yapılmış tabureler, koyu çaylar, kirli tulumlar ve bir de ben, sahada iş başındayız şimdi. iş bitiyor bir süreliğine. akşam yine geleceğiz. odalarımıza dönüyoruz. şoför bir varoş mahallesinden geçiyor. orada yaşayanlar için çok uzak bu sahalar, yaptığımız işler. sadece uzaktan baktıkları yabancılarız biz. etrafı telle çevrilen herşeye yabancılar. kirli, kötü görünümlü makinalar... caddeler ve insanlar da bize yabancı. boydan boya çocuk dolu, üç-dört yaşında çocuklar yol ortasında, apartman diplerinde ama hiçbiri evinde değil. her yerden bir ses. ilginç bir hareket var bu mahallede. burası da şeytan pazarı diyor usta. ucuzdur bir de cambazdır buranın pazarcıları. ondan şeytan pazarı diyorlar. odalara çekiliyoruz. akşam, güneş batalı iki saatten fazla oluyor. yine sahaya gidilecek. yine o varoş mahallesi, yine her yer çocuk. asfalt bitiyor az sonra. toprak yol, taşlar var bir de. tepelerin ardında epiy köy varmış meğer. yine ıssız. yol bomboş, bizden başka bu yolu kullanan yok neredeyse. belki o köylüler. başka yok, olamaz. heryer karanlık. aklıma yine o tedirginlik düşüyor. şu taş ne kadar da benziyor. çukurlara özenle girmiyoruz. arabaya zarar gelmesin diye mi yoksa bize mi... düşünüyorum. sormuyorum hiç. ileride cılız bir ışık. bizim saha görünüyor. işçiler işlerini bitirmek üzereler. gündüz tırmandığım o tepe şimdi daha güzel görünüyor. vakit yok, işe koyuluyoruz. ışık çok az, olan ışık da kullanılan malzemeleri aydınlatıyor ancak. gökyüzüne bakıyorum, yıldız yok, bulutlanmış hava. geldiğimden beri tek bulut yoktu burada. bugün yağacak belli, nem var. iş bitiyor. geri dönüyoruz. bir tepenin ardında ışık yanıp sönüyor birden. neydi o derken bir tane daha, ve bir iki damla düşüyor cama. toprak kokuyor, huzur doluyor içim. yağmur hem tozu toprağı hem de içimi temizliyor. hava çok güzel. varoş mahallesinde tek bir çocuk kalmamış dışarıda. bizim burada çocuk çok. kimse de gelip çocuğunu kaçırmaz ankarada, istanbuldaki gibi. zaten herkesin yeteri kadar çocuk belası var, bir de başkasına göz dikmez yani. o yüzden salıyorlar hepsini sokağa. baksana şunlara, üç yaşında anca varlar. şimdi onlar da yok sokakta. yağmur onları da temizlemiş. yerler biraz ıslanıyor ve duruyor yağmur. düğün sesi geliyordu giderken. halen devam ediyor, işte orada. insanlar toplanmış. halaylar. geçiyoruz orayı, göremiyorum daha fazla. buranın düğünleri güzel olur, üç gün sürer, görsek de bir dursak aslında. cumadan başlar bunlar; cuma geceden, cumartesi, pazar öğleden sonraya kadar. kimisi de, parası varsa bir salon tutar, bir gecede bitirir düğünü. ama yapamıyorsan bir davul bir de zurna bulup üç gün düğün edersin böyle. cumartesi gecesi. düğün devam ediyor gerçekten. yağmur yağıyor. durmamışlar. halay çekiyorlardı geçerken yanlarından, durmadık. gelirken konuştuklarımız dönüşte iş telaşına bırakmıştı yerini. iş bitmeliydi bir an evvel. vardık atölyeye. ve iş... üçbuçuğa kadar...ve şimdi güzel bir düş görmeye geldi sıra.
0 Yorumlar:
Yorum Gönder
<< Ana sayfa