10 Ekim 2006

...

eskiden iki tip tren vardı burada. biri ekspres, diğeri yoğurtçu treni. ekspres olan sadece istasyonlarda dururdu. yoğurtçu treni de aha burada bir köylü el etse durardı. tren durur, köylü de sırtında yoğurtlarıyla trene atlar giderdi. yoğurtçular hep öyle gezerdi, işte ondan yoğurtçu treni derlerdi ona. bir de diyarbakır radyosunun orada bir rampa var. ona gelince bazen tıkanırdı tren. inip yolcular iterdi rampanın tepesine kadar. bazen de çekicileri vardı, onu gönderirlerdi. o çekerdi treni de öyle devam ederdik yola. tren kalınca kimi iner dolmuşa atlar devam ederdi yola. kömürlüydü tabi o zaman trenler, şimdi dizel, öyle kalmaz rampada. bak şu ileride batman barajı var. orada, duymuşsundur belki, malabadi köprüsü var, birazdan görecez onu da. şarkısını biliyor musun, bir de şarkısı var bunun, orada başladı bitti... diye. orada dururuz şimdi, makinan varsa fotoğraf çekersin. az ileride durayım da gör bak tabelası da var, yılı da yazıyor binyüzküsür... bu barajın suyunu kesmişler şimdi. yoksa burası çok güzel, göl gibi oluyor. şimdi ne balık vardır burada ama. silvan eskidir baya. batman, siirt filan yeni yerler. silvan’da çok uzun süredir yaşamış insanlar. selahaddin eyyübi camii var burada, şehir merkezinden geçersek dönüşte görürüz. eskiden burada durmadan geçer miydik hiç. şimdi ramazan, kapalıdır hepsi. buradan her geçen durup kavurma yer. çok güzeldir buranın kavurması. tevfik ustam sen nasıl yemezsin yav, meşhurdur kavurma. silvan yeşildir. ha şu tepeye çıkınca daha güzel görünüyor yeşilliği. nüfus nereden baksan yetmiş bin var burada. eski yerleşim ya, ondan. dur sana gercüşlünün yeni versiyonu çıkmış, onu anlatayım. bu gercüşlü askere gitmiş, onbaşı olmuş orada. komutan birgün çağırmış hepsini. bir bu gercüşlü gelmemiş. gitmiş, orada bir ağacın altında devrilmiş yatıyormuş. komutan görmüş bunu, yanına çağırmış. buna bağıracak ya, gercüşlü gelmiş; “rütbesizlerin yanında birbirimize bağırmayalım istersen” demiş. iki gün önce onbaşı olmuş ya, komutanla bir görüyor kendini. bak işte buradan güzel görünüyor silvan. yeşillik hep. o tepeler de hep kayalık, ondan ağaç yok orada. silvan’dan geçelim de şehir merkezini gör. yok burası daha şehrin dışı oluyor. büyük tabi burası. burada tarihi bir cami var, bir de aşağıda selahaddin eyyübi var. o daha güzel. hiç çiğköfteci yok buralarda ya. demek tutmamış pek çiğköfte. biz yapalım bir ara tevfik usta. ne oldu geçen konuşmuştunuz. işte bu selahaddin eyyübi camii, 1184’te yapılmış, o kadar eski, hatta daha eski bu silvan. tamam tevfik usta, bunlar yeşil biber, kırmızı görünce duracam ben. ne kadar çok biber ekmişler bu sefer. batmanda bu kadar biber yok, nereye götürüyorlar acaba. bak bu derenin suyu nasıl çekilmiş. şimdi suyu bir açarlar, burada millet arabasıyla su altında kalır. kurtarın bizi diye bağırırlar arabanın tepesinde. şuradaki ev çok güzel işte. altı deniz gibi, bak şuradaki. canın sıkıldıkça atla suya. yüzersin, balık tutarsın, çok güzel valla. o tam yarım akıllı. bana ben deli miyim diyor da ben de sen deli değilsin, ahmaksın dedim ona. tam ahmak. herşeyi yapar bu herif. hep diyorum buna ben seni güreşte deviririm de tenezzül etmiyorum diye. rakip olamazsın bana diye. tutmuş bana koşu yapalım diyor, atış yapalım, yeneyim seni diyor. ben de biliyorum yeneceğini, ben de güreşte yenerim onu, bunu bile bile niye yapalım...