18 Ağustos 2006

Dirsek temas aralığı

Askerde en çok duyduğum söz sanırım bu. Bir de emredersiniz komutanım var tabi. Düzeltiyorum "komtanım."

Yanlış söylenilen bir cümleyi düzeltmek için kullanılan bu kalıp çok garip. Askerlerin hepsi, rütbeli olsun rütbesiz olsun, yanlış bir şey söylediklerinde aynen bu kalıbı kullanıyorlar. Şöyle ki: "Akşam 19.30'da... düzeltiyorum 19.15'te içtima alanında ne yapıyoruz, toplanıyoruz." Bir ikinci kalıpları da bu. Soru cümlesiyle söylemek istediklerini söyletiyorlar. "Ne yapmayacakmışız, silahı canlıya doğrultmayacakmışız... ne edecekmişiz, dikkat edecekmişiz." Valla bana sevimli geliyor. Hepsi aynı şekilde aynı tipte konuşuyor ki bu aslında, onların da ilk günden beri dile getirdikleri bir durum. Yani aslında "askerlik, mantığın bittiği yerde başlar," savı bir miktar geçersiz kalıyor. Günlük yaşam pratikleriyle "mantıksız" yaftasını yapıştıracağınız hareketler burada "şekil disiplini" adı altında belirli bir mantığa oturuyor. "Mantıksız" diyerek ucuz tespit meraklıların düştüğü yanılgı, aslında tutarlı bir mantığın sonucu oluşan önemli bir gerçek. Birkaç rütbeliden bu sözü duyduk. Hatta takım komutanımız Celâl Üsteğmen (kendisi çift yüksek lisanslı, teskere bırakıp asker olan bir yedek subay) bize, uygun adım yürüyüş sırasında hata yapılırken "baktın ayağı kaçırdın, sesi bozma; çaktırmadan devam et," demişti.

Rütbelilerden açtım konuyu, oradan devam edeyim. İki gün önce yazdığım yazıdan hemen sonra yemeğe gideceğimi söylemiştim. Hah işte, oturduk yemek yiyoruz bizim takımdan elemanlarla, yemekhaneye bomba gibi bir haber düştü. 2 saat önce kışlanın komutanlığını teslim alan yeni kışla komutanı Tümgeneral'in, denetleme yapmak için yemekhaneye geleceği duyuruldu. Bütün takım komutanları ve bölük komutanı yemekhanede bize, paşa geldiğinde ayağa kalkmamız yönünde uyarıda bulundu. Bir iki dakika içinde de yüzbaşı tok bir sesle "Dikkaaaat!" diyince tüm yemekhane tek hareket ayağa kalktı ve yaklaşık 500 kişi derin bir sessizliğe gömüldü. Paşa, selam duran yüzbaşıdan tekmil aldıktan sonra "Devam" komutunu verdi ve yemeğe devam ettik. Sonra paşa, etrafı gözledikten sonra pat diye bizim olduğumuz masaya oturmasın mı! Yanında da bir yarbay... Biz el pençe divan adama bakar durumdayız. Bütün yemekhane de bize bakıyor. Neyse paşa konuşmaya başladı. Kışla'yı iki saat önce devraldığını, doyup doymadığımızı merak ettiğini, görevinin bizi doyurmak olduğunu o nedenle de her şeyi dürüstçe söylememizi istedi. Sırayla anlatıp bir derdimizin olmadığını söyledik. Yalnız bir arkadaş doymak için yemekten sonra bir poğaça aldığını söylledi hıyar gibi. Paşa hemen yanındaki yarbaya dönüp 'aaa bu olmaz işte, yemek yetmiyor mu?' dedi. Yarbay da, öğrencilerin ikinci bir yemeği alabileceğini söyleyerek bu olayı bertaraf etti. Sonra paşa konuşmaya başladı. Yemeklerin bizi doyurması gerektiğini; devletin ona, bunun için para ödediğini anlattı. Diyetisyenlerle çalışıldığını ve (yayla çorbasını göstererek) "bu cacık bile sizi düşünülerek yapılıyor çocuklar," dedi. Kendimi nasıl tuttum, nasıl gülmedim bilemiyorum. Bu seviyeli paşa sohbetinin ertesi günü de, mekanik tüfek eğitim alanında istirahatteyken, okul komutanı Avcı Albay yanmıza geldi ve silahlarla ilgili bizlerden görüş aldı. Önce paşa sonra albay... Keh keh :)

Genel olarak bize yönelik olan tavır inanılmaz olumlu. Özcan Üsteğmen'i saymazsak (ki çok ilginç şeyler de oluyor bizim komutanla 2. Takım komutanı Özcan Üsteğmen arasında. Sonra anlatcam), bütün tabur bize çok yakın ve sıcak davranıyor. Sürekli olarak bizim "seçilmiş ve değerli" kişiler olduğumuzdan bahsedip ihtiyaç ve taleplerimizi karşılamak için bize yardımcı oluyorlar. Çok şanslı olduğumu sanıyorum. Bugün itibariyle dışarıda yapılacak olan eğitimler de bitti. Bundan sonra dersliklerde teorik eğitime geçeceğiz. İlk iki gün dışında her şey çok rahat. Sivil hayata döndüğümde -ya da asteğmen olduğumda- daha çok dikkat edeceğim şey temizliğim olacak. Bunun nedeni, askerîyenin bana "nasıl temiz olunacağı"ndan ziyade, "nasıl pis olunur"u çok iyi öğretmesi. Bunu aklımdan hiç çıkarmayacağım.

Yarın vakit bulursam yaptığım atışları anlatacağım. Sonuçları yazayım da benimle utanın:
Kalaşnikof: 1 / 6
Tabanca (Vizör): 0 / 2

:) Böylece istediğim yeri seçme şansım pek kalmadı. Ne yapalım, ne kazansın, dostluk kazansın.

2 Yorumlar:

At 19 Ağustos, 2006 00:25, Blogger arcadian :

Ahhh ahh, imkan olsaydı da çalıştırabilseydim seni. Bi keleş bulamaz mıydık ki itfaiye pazarından? Odtu'de de talim yapardık. :)
Ben de yazayım da skorlarımı dost düşman görsün, ibret alsın.
Kalaşnikof: 4/6
Tabanca: 3/3

 
At 19 Ağustos, 2006 20:21, Blogger xyneidabi :

Bu silah işi beni aştı teğmenim. Bugün de G3'le attık. Bana uzak askere yakın olsun. Ne diyim, aman diyim.

 

Yorum Gönder

<< Ana sayfa