24 Temmuz 2006

Bir gece öylesine kendimle

ANNE: Hâlâ inanamıyorum, bitti mi yani şimdi?
OĞUL: Bitti ya, vallaha da bitti.
ANNE: Şimdi artık tek bir şey kaldı, onu da gördükten sonra sırtım yere gelmez. Ama bak şu okul bitti ya, baban da ben de inanmıyorduk, ay hâlâ durup durup dua ediyorum.
OĞUL: Abartma yav, o kadar da değil.
ANNE: Peki bir şey soracam ama kızma.
OĞUL: Kızacam desem bile soracan, buyur sor.
ANNE: Hiç mi düşünmüyorsun evlenmeyi?
OĞUL: Yo düşünüyorum.
ANNE: Ay ciddi mi?
OĞUL: Tabiî ki.
ANNE: Şimdi senin evleneceğin kız da senin gibi olur. Bir de beni sevmiyormuş ama yok, ben öyle diğer kaynanalara benzemem. Bak teyzen de şahit kaç kere dedim eğer ki Ali'nin karısı onu çok sevsin, onun yüzünü güldürsün; ben de onu bağrıma basarım, hiç!
OĞUL: Merak etme, başkası olmaz zaten. Sen bak bana, nasıl biriysem, benim evleneceğim kız da öyle olur. Evlendiğimi görürsün ama çocuk için epey bekleriz gibi geliyor.
ANNE: Hem bakalım ben görür müyüm o günleri ama görürüm. Yalnız en çok neden korkuyorum biliyor musun. Şimdi sen kesin İstanbul'da yaşayacaksın, e kız da İstanbul'da olacak, ailesi de... Şimdi sizin çocuğunuz olunca en çok ananesini görecek, babanesini ayda yılda bir görecek. Beni öyle dışarıda gibi biri görecek. En çok buna üzülürüm.
OĞUL: Niye canım?
ANNE: Aaa olur mu. Hele bir de kız burun kıvırırsa, siz erkeklerin de yüzü yumuşaktır. Öyle deme yavruuum, bebeği bana göstermezsiniz diye düşünmedim değil bak yalan yok ama şuraya yazıyorum, yavrumu bana göstermezsen işte o zaman bozuşuruz.
OĞUL: Hiç işin yok taaa kaç yıl sonrasını mı düşündün?
ANNE: E yok tabi yavrum. Bundan başka ne işim olur.
OĞUL: Ben bunları nasıl yapmazsam, evleneceğim kız da yapmaz. Yapacak biriyse zaten ben evlenmemişimdir. İçini ferah tut.
ANNE: Ah yavrum, sen daha bilmezsin, el kızı girince araya, ana geriye atılır. Ananen şey derdi -sen benim yavrumsun bir şey olmaz söyleyim- ".m veren mi dadlı olur meme veren mi"
OĞUL: Yuh!
ANNE: Neyse hele bi o günler gelsin de.
...
OĞUL: Çocuğunun çocuğunu sevmek güzel olur değil mi?
ANNE: Olmaz mı. Yavrunun yavrusu, onun bir parçası. Çıldırırım heralde ben. Yavrumun yavrusu, accık da yılanların yavrusu.

Yılan burada babam olurdu. Bu söz de ananeme ait. Beni severken kullanırdı. Babama taş atmak için biraz da. Şu son bir yıl içinde benden küçük iki kuzenim, benden büyük iki kuzenim evlendi. İkisinin çocuğu oldu, diğer ikisinin de düşüğü. Ailede evlenmeyen bir ben bir de halamın kızı var. Halamın kızını da yakında isteyecekler. Yani hesapta bir ben kalacağım. Arkadaşlarım evlendi, arkadaşlarımın arkadaşları evlendi. Herkeste bir yavrusunun yavrusu heyecanı var. Zaman geçiyor da ben mi yakalayamıyorum acaba? Evlenmek ne demek hem? Aynı evde olmasak, aynı göğe bakmasak da yine de evlenmiş olamaz mıyım acaba? Yani ben evliyim aslında biraz...

ANNE: Ama yavrum ne yaparsan yap, kendine eş birini bul. Yoksa hayat çok zor geçer.

Bütün tavsiyelere uysaydım kaç adım yol alırdım? Burnumun dikine gittiğim için yalnızım belki. Annemi dinleseydim yalnız değildim belki şimdi. Hem yalnız olmak nasıl bir şey ki? Evlensem de yalnız olamaz mıyım? Yani ben yalnızım aslında biraz da...

BABA: Ne vardı işe girseydi, hem kendi kazanırdı, hem biraz da bize yardım ederdi.

Kafamı taşlara vurur muyum ki sonra? Benden istenilen her şeyi sırasıyla yapmıştım da burada tıkandım. İşe girdikten sonra bir kıza da girmem gerekiyordu. Bunu annem de isterdi, babam da isterdi, yan komşumuz da. Damatlığımın göründük bir yerine küçük altın takardı, kendi düğünlerinde geri almak için. O zaman ben daha "ne" olurdum.

TEYZE: Aldım kucağıma, salladım ah bir görseydin Ali. Senin de olsun bak onu da böyle severim. Hem seni de ben büyüttüm, anan bakmadı hiç. Bak bokların hala durur tırnaklarımın arasında.

Göstermem gereken erdemleri sıralıyorum:
1) İyi para getiren bir meslek seç.
2) İyi para getiren bir işe gir.
3) İyi hizmet edecek bir kız bul.
4) Kim ne büyüklükte altın getirmişse sen de aynısını götür.
5) Vakit geçirmeden çocuk yapıp üçgeni tamamla.
6) Vakti gelince "iyi bilinip" öl.

OĞUL: Herkesi terk edeceğim.
ANNE: Neden?

Sünnet olmadan önce yarım erkektim; oldum, tam erkek oldun dediler. Şimdi askere gidiyorum; konsantre erkek olacağım. Cıva gibi; yoğun ve yalnız. Verecekler alttan samanı, çıkacağım derecelere, yükseklere, 34 memleketlere. Hiçbir zaman onlar gibi olamayacağım, biliyorum. Şimdi bu beni mutlu ediyor ama sonra pişman olmaktan korkuyorum:

HEPSİ: Bekâra kız yok!

3 Yorumlar:

At 25 Temmuz, 2006 09:51, Anonymous Adsız :

yaşamın kısırdöngüsü birgün biryerlerde hepimizi bir perişanlığa sürükleyecek besbelli.. adeta genlerimize kodlanmış standart modern hayat kanunları. kariyer, para ve 'iyi bir hayat' etiketine sahip olabilmek için gereken mutluluk görüntüleri..
peki ölüm geldiğinde hangisi umurumuzda olacak? hiç şans vermediğimiz kahkahalar, paylaşılan sevgiler, sahilde içilen çaylar ve gerçekten 'iyi' olan anlar dışında hangi önemli ünvan, hangi maaş hesabı, hangi araba markası aklımıza gelecek ki dünyaya veda ederken?
vazgeçmek istiyorum bütün bunlardan, ve hayallerin peşinden gidip yaşama amacımı 'mutlu anlar'ı çoğaltmak kılmak istiyorum.. ama başa dönüyorum yine.. bazı şeyleri elde etmeden hayallerinin bile peşinden gidemiyorsun..
çok can sıkıcı bir hayat yaşıyoruz.. neredeyse 30 yılını tükettik.. belki yarısından fazlasını yani.. ama geriye dönüp baktığımda ben şimdiden koca bir sıradanlık görüyorum.. çok yazık..

 
At 11 Mayıs, 2007 20:12, Anonymous Adsız :

Goethe`nin Frau von Stein`a yazdığı bir ayrılık mektubundan bir satır;

“Biz birbirimizin hiçbir şeyi olmayacaktık, ama herşeyi olduk,” diye yazmıştı Alman şair Goethe`.

“Biz birbirimizin hiçbir şeyi olmayacaktık...”

‘Birbirlerinin hiçbir şeyi olmayacakken her şeyi olmaya devam ettiler.

Hem çok sevdiği hem çok beğendiği biriyle ‘onun hiçbir şeyi olmamak’ üzere yola çıkıp onun herşeyi olmaya varmak, kabul etmeli ki insanın ilgisini çeken bir macera.

Hele bunun ‘birbirlerinin her şeyi olmak için yola çıkp birbirlerinin hiçbir şeyi olan’ insanların çoğunlukta bulunduğu bir dünyada yaşandığını düşünürseniz, daha baştan ‘birbirinin hiçbir şeyi olmamaya’ karar vermenin sihrinin etkisinden pek kurtulamazsınız.

“Sen benim hiçbir şeyim olmayacaksın ve ben senin hiç bir şeyin olmayacağım,”deyişteki korkunç vazgeçiş, hep biraz uzakta kalıp aradaki bağın, kararlarla, sözlerle, açıklamalarla, nikah kağıtlarına atılan imzalarla, birbirinin sahibi olanilmek için duyulan isteklerle değil de yalnızca karşısındakine hissedilen sevgiyle sürebileceğine olan muhteşem inançı bir aşkı bir buçuk asır sonra da hatırlanır kılıyor elbet.

Ben senin her şeyin olacağım’ açgözlülüğü, sevdiğin insanı kendi varlığınla sarıp dünyadan kopartarak, yalnızca kendine ait, başkalarının girmeyeceğinden emin olduğun kapalı bir bahçe haline getirme arzusunun boğuculuğu,kimse kimsenin ‘her şeyi olmayacağından’ sonunda insanı sıkntıyla bunaltarak, karşısındakinin ‘hiçbirşeyi olmama’ isteğine sürüklüyor herhalde.

Tersine bir yolculuk varmış gibi gözüküyor.

Hiçbir şeyi olmamaktan başlarsan, o geniş özgürlük meralarından ‘her şeyi olmaya’ ulaşabiliyorsun.

Her şeyi olmaktan başlarsan, kısa zamanda gideceğin yer ’hiçbir şeyi’ olmamak oluyor.

Hiç bir şeyden başlayan macera artarak, çoğalarak, genişleyerek büyüyor.

Her şeyden başlayan ise sürekli eksilmeye, azalmaya, sonunda yok olmaya mahkum gözüküyor.

‘Birbirlerinin her şeyi olmak’, gelip bir sınıra dayanmanın, her türlü hareketten, kıpırtıdan yoksun iki kişilik bir hapishanenin temellerini atmanın parolasını dönüyor.

Sanırım, yer yüzünde birbirini seven hiç kimse ‘birbirinin hiçbir şeyi’ ya da ‘birbirinin her şeyi ‘olmayı becerememiştir, ikisi de imkansızdır çünkü.

Birbirinizi seviyorsanız ‘birbirinin her şeyi ‘ olarak kalmalısınız; sevgi hareket eder, yürümek, ilerlemek,’her şeyi olmaya’ doğru gitmek ister,sonunda ‘her şeyi olursanız’, ondan sonrası bir ayrılık mektubudur ya da daha fenası, bir sıkıntı ve kaçış.

Ama yine de bu uzun yürüyüşte unutulmayacak epeyce haz ve acı derlersiniz.

Her şeyi olma arzusu ise, daha sevgi başlarken onun yürüyeceği yolları keseceğinden, sıkıntı, yaşanabilecek bir çok haz daha yaşanmadan gelir, vurur sizi.

A. ALTAN

 
At 11 Mayıs, 2007 20:13, Anonymous Adsız :

Goethe`nin Frau von Stein`a yazdığı bir ayrılık mektubundan bir satır;

“Biz birbirimizin hiçbir şeyi olmayacaktık, ama herşeyi olduk,” diye yazmıştı Alman şair Goethe`.

“Biz birbirimizin hiçbir şeyi olmayacaktık...”

‘Birbirlerinin hiçbir şeyi olmayacakken her şeyi olmaya devam ettiler.

Hem çok sevdiği hem çok beğendiği biriyle ‘onun hiçbir şeyi olmamak’ üzere yola çıkıp onun herşeyi olmaya varmak, kabul etmeli ki insanın ilgisini çeken bir macera.

Hele bunun ‘birbirlerinin her şeyi olmak için yola çıkp birbirlerinin hiçbir şeyi olan’ insanların çoğunlukta bulunduğu bir dünyada yaşandığını düşünürseniz, daha baştan ‘birbirinin hiçbir şeyi olmamaya’ karar vermenin sihrinin etkisinden pek kurtulamazsınız.

“Sen benim hiçbir şeyim olmayacaksın ve ben senin hiç bir şeyin olmayacağım,”deyişteki korkunç vazgeçiş, hep biraz uzakta kalıp aradaki bağın, kararlarla, sözlerle, açıklamalarla, nikah kağıtlarına atılan imzalarla, birbirinin sahibi olanilmek için duyulan isteklerle değil de yalnızca karşısındakine hissedilen sevgiyle sürebileceğine olan muhteşem inançı bir aşkı bir buçuk asır sonra da hatırlanır kılıyor elbet.

Ben senin her şeyin olacağım’ açgözlülüğü, sevdiğin insanı kendi varlığınla sarıp dünyadan kopartarak, yalnızca kendine ait, başkalarının girmeyeceğinden emin olduğun kapalı bir bahçe haline getirme arzusunun boğuculuğu,kimse kimsenin ‘her şeyi olmayacağından’ sonunda insanı sıkntıyla bunaltarak, karşısındakinin ‘hiçbirşeyi olmama’ isteğine sürüklüyor herhalde.

Tersine bir yolculuk varmış gibi gözüküyor.

Hiçbir şeyi olmamaktan başlarsan, o geniş özgürlük meralarından ‘her şeyi olmaya’ ulaşabiliyorsun.

Her şeyi olmaktan başlarsan, kısa zamanda gideceğin yer ’hiçbir şeyi’ olmamak oluyor.

Hiç bir şeyden başlayan macera artarak, çoğalarak, genişleyerek büyüyor.

Her şeyden başlayan ise sürekli eksilmeye, azalmaya, sonunda yok olmaya mahkum gözüküyor.

‘Birbirlerinin her şeyi olmak’, gelip bir sınıra dayanmanın, her türlü hareketten, kıpırtıdan yoksun iki kişilik bir hapishanenin temellerini atmanın parolasını dönüyor.

Sanırım, yer yüzünde birbirini seven hiç kimse ‘birbirinin hiçbir şeyi’ ya da ‘birbirinin her şeyi ‘olmayı becerememiştir, ikisi de imkansızdır çünkü.

Birbirinizi seviyorsanız ‘birbirinin her şeyi ‘ olarak kalmalısınız; sevgi hareket eder, yürümek, ilerlemek,’her şeyi olmaya’ doğru gitmek ister,sonunda ‘her şeyi olursanız’, ondan sonrası bir ayrılık mektubudur ya da daha fenası, bir sıkıntı ve kaçış.

Ama yine de bu uzun yürüyüşte unutulmayacak epeyce haz ve acı derlersiniz.

Her şeyi olma arzusu ise, daha sevgi başlarken onun yürüyeceği yolları keseceğinden, sıkıntı, yaşanabilecek bir çok haz daha yaşanmadan gelir, vurur sizi.

A. ALTAN

 

Yorum Gönder

<< Ana sayfa