02 Haziran 2006

İLKYAZIN HERHANGİ BİR ÂNI - II

(Uzun gülüşlerden sonra...)

KADIN: (Gülerek) Geçen hafta böyle değildin?
ADAM: (Gülümsemesi biterek) Farkı vardı tabii.
KADIN: Ne farkı?
ADAM: Kızmıştım sana.
KADIN: Neden?
ADAM: Oturduğumuz masaya selam almadan gelip, selam vermeden gitmiştin.
KADIN: Ne zaman?
ADAM: Ne önemi var ki, bir zaman yapmıştın işte.
KADIN: Canım sıkkındır.
ADAM: Bu neyi değiştirir ki?
KADIN: Ben canım sıkkın olduğunda pek konuşmam, susarım. Kimseyle konuşmak istemem.
ADAM: Peki bunu ben biliyor muyum?
KADIN: Bilmiyorsun tabii ama... (Biraz sessiz kaldıktan sonra) Peki niye kızdın?
ADAM: Çünkü bana o güveni vermiştin. O sıcaklığı, o samimiyeti göstermiştin. Bunu arama ve isteme hakkını vermiştin. Bir anda bunu çekmen saygısızlıktı; daha çok, sorumsuzluk.
KADIN: Sorumsuzluk mu? Kime karşı, sana mı?
ADAM: Elbette bana karşı.
KADIN: Nasıl bir sorumluluk yüklemişim ki böyle?
ADAM: Merhaba dediğin insana bir daha merhaba demeyeceksen ona merhaba dememen gerekir. Aksi takdirde, onunla ilişkiye geçmenin, onunla bağlantı kurmanın verdiği bir sorumluluğu üzerine almış olursun. Bana karşı ya da diğerlerine karşı, fark etmez. Bana kendini tanıttığın ve hatırlattığın her an, benim hayatıma karşı da bir sorumluluk almış oluyorsun. Bunu taşıyabileceksen insanlarla konuşmalısın çünkü herkesin, herkes üzerinde bir hakkı vardır. Böyle hoyratça kullanılmamalı.
KADIN: Bunun için mi kızdın bana yani?
ADAM: Böyle yaparak kırgınlığımın değerini düşürme lütfen.
KADIN: Ama sonuçta herkese her an her istediğini veremem ki.
ADAM: Bunu da anlatmanın bir yolu vardır, bir yordamı vardır. Gelip yüzüme bile bakmadan, geldiğin gibi gitmen, beni orada yok saymandır. Madem ben orada yokum senin için, o zaman var olduğunu sandığım zaman da başkalarının yerine duruyormuşum demektir. Bir insana saygı gösterdiğini göstermenin daha başka nasıl bir yolu olabilir ki?
KADIN: Peki bir haftada ne değişti de şimdi oturup konuşabiliyorsun benimle?
ADAM: Sen bir şansı daha hak ediyorsun. Bu da benim yüce gönüllülüğüm elbette. Kabul edip etmemek senin bileceğin iş. Herkese bir şans daha vermiyorum. Saygısızlığını, ahlâksızlık olarak görmedim çünkü.
KADIN: Ahlâksızlık olarak görmen için ne gerekirdi?
ADAM: Pişman olmadığını.
KADIN: Sence pişman mıyım?
ADAM: Yaptığının bilincinde değildin ama ne olduğunun bilincindeydin bana göre ve bundan pişman oldun. Bu yüzden şimdi burada, daha önce olmadığın kadar sevecensin. Açığını kapatmaya çalışır gibi sanki. Bu da bana bir umut veriyor açıkçası.
KADIN: Ne umudu?
ADAM: Bana âşık olamayacağını söylemeyeceğinin umudu.
KADIN: (Gülümseyerek) Sana neden âşık olayım ki?
ADAM: Zaten söylediğim de bu değildi. "Bana neden âşık olmayasan ki?" Düşünmen gereken bu asıl.
KADIN: Sence bunu söyleyebilir miyim?
ADAM: Neden âşık olamayacağını söyleyebilirsin. Bir şeyi sevmemenin nedenlerini söyleyebilirsin ama neden sevdiğini anlatmak zordur. Senin de bana bakıp aklından geçen ilk şey "kesinlikle bu adama âşık olamam," düşüncesidir; asla "ben bu adama âşık olurum," diyemeyeceğin gibi.
KADIN: İlla âşık olmam mı gerekiyor sana?
ADAM: Tabii ki hayır ama hayattan alacağımız zevk daha fazlayken neden azıyla yetinelim ki? Ben de, o her gün gördüğün ucube adamlardan değilim sonuçta. Onlardan alabileceklerinle beni karşılaştırmaman gerekir. Neden bunu kullanmayasın?
KADIN: Âşık olmadan da senden zevk alabilirim ama değil mi?
ADAM: Alırsın ama alamadıklarını düşünmek seni zaten bana âşık eder. Bu dolambaçlı yola girmenin ne gereği var?
KADIN: Sen bana âşık mısın?
ADAM: Hayır ama olmak istiyorum.
KADIN: Neden?
ADAM: Senden daha çok almak, sana daha çok vermek için. Diğer türlü hep bir sınırda kalacakmışım ve bu beni rahatsız edecekmiş gibi geliyor.
KADIN: Aşk neden bu kadar gerekli geliyor sana?
ADAM: Başka yolu var mı ki? Her türlü paylaşımı kabul etmiyor muyuz böyleyken? Akılsa akıl, duyguysa duygu, vücutsa vücut. Başka hangi tür ilişkide bunların hepsini verebilirsin bana?
KADIN: Bunları herkesle yapabilirsin. Neden ben peki?
ADAM: Herkesle? Sen dolmuşta paranı uzatması için omzuna dokunduğun her adamla sevişebilir misin?
KADIN: Libidonun da bir ağız tadı var diyorsun yani.
ADAM: Bu yüzden seni seçtim diyorum yani.

(Uzun gülüşler...)

1 Yorumlar:

At 03 Haziran, 2006 02:10, Anonymous Adsız :

Gökten üç elma düşmüş: Biri seçilenin, biri vazgeçilenin başına; diğerini de Havva, Adem'e uzatmış.

 

Yorum Gönder

<< Ana sayfa