Bir akşam öyküsü
Bir boyuna uzun ve kötü kokan ağaçların, bir boyuna pavyonların sıralandığı sokağın, kötü kokan ağaçların olduğu yanında yürüyordum. Omzumu yanlamasına geçip sağ bacağıma değen ve her adımımda beni rahatsız eden çantam izin verdiği ölçüde elimi cebime sokup düşünüyordum. Treni kaçırmayacaktım. Su ve yiyecek bir şeyler almak için bir marketten içeri girdim. Benden biraz daha kısa boylu, yüzündeki anlatımını anlatamayacağım bir kadın da benim peşim sıra girdi. Elindeki ucuz paraları çıkarıp "2 şarap" istedi. Market sahibi, marketin içindeki bu minik kamuoyundan hoşnut olmuşçasına canhıraş bir halde, kadının istediği "it öldüren"leri aldı raftan. Beni, bir parça geri plana itti. Önemsemedim. Bekledim. Market sahibi, siyah torbası kalmadığı için (içki satan bütün marketlerde, petrolün o en nalet artıklarından yapılma, berbat kokulu siyah torba kullanılır; alınan içkiler gizlenebilsin diye) kadının şaraplarını gazeteye sarmak istediğini ancak gazetesinin kalmadığını söyledi. Kadın da "aman ne gerek var sarmaya, koy öylece poşete," dedi bana bakıp gülümsemeye çalışarak. "İçtiğimizi bilmeyen mi var," dedi ikinci seansta. Yavaş yavaş dönerken önüne "İki üniversiteden atıldıktan sonra," diyip benim gülümsememi aldı. Konu kapandı. İt öldürenleri alıp "eyvallah" dedikten sonra, benden sonra gelen ama yine beni geri plana iten bir delikanlının işini görmek istedi market sahibi. Genç, üç şişe bira istedi. Market sahibi biraları hazırlarken delikanlı "yalnız onları sarabilirsek," dedi. Utangaç ve çekingendi. Sözlerinin altında ezildiğini fark edip toparlanmaya çalıştı. "İşte aslında, herkes içiyor, herkes de birbirinden saklıyor," dedi ezikliği paylaşıp ağırlığından kurtulmak isteyerek. Market sahibi, her öğretiye açık mezhebiyle bu müşterisinin de suyuna gitti. "Şimdi bir kere hepimizin rolleri var, toplumun baskısı var, ondan oluyor," dedi bilgece. Üç şişe biranın yanına üç de kutu istedi delikanlı sonra, onları da sardırmak isteyerek. "Kuruyemiş paketlerine sarsam olur değil mi," dedi market sahibi. Önemli olan, külliyatın sarıp sarmalanmasıydı. Ambalajın pek bir değeri yoktu. Avrupa Birliği'ne girişle birlikte bunun da değişeceği konulu bir muhabbete geçince söylev, ufak ufak kaçırdım kulağımı, dışarıya baktım. Delikanlı çıkana kadar benimle ilgilenmedi market sahibi. Ancak sonra, istediklerimi sordu. Bir büyük su ve iki kek için beyaz bir torba çıkardı tezgâhın altından. Gülümseyip sokağa çıktım, göğsümü gere gere.
0 Yorumlar:
Yorum Gönder
<< Ana sayfa